Evlenince sevgi artar mı ?

Murat

New member
3. Eskiden Evlilik Başkaydı: Aşk mı, Geçim Ortaklığı mı?

Murat ile Elif'in hikâyesini anlamak için biraz geriye, ailelerinin geçmişine gitmek gerekiyor.

Murat'ın dedesi Hasan Bey, genç yaşta evlenmişti. Eşiyle tanışma süresi kısaydı. Aile büyükleri görüşmüş, evlilik kararı alınmış ve kısa süre içinde düğün yapılmıştı. Hasan Bey yıllarca çalışmış, ailesinin geçimini sağlamıştı. Eşi Fatma Hanım ise çocukları büyütmüş, evin düzenini yürütmüş ve zor zamanlarda aileyi bir arada tutmuştu.

Dışarıdan bakıldığında bu evlilikte büyük romantik sözler yoktu. Fakat Hasan Bey her kış eşinin ayakkabılarının eskidiğini fark eder, yenisini alırdı. Fatma Hanım da eşinin sevdiği yemeği, uzun iş günlerinden döneceği akşamlarda hazırlardı. Birbirlerine her gün aşklarını ilan etmezlerdi ama birbirlerinin alışkanlıklarını ve ihtiyaçlarını bilirlerdi.

Yıllar sonra torunları Murat onlara bir gün sormuştu:

"Dede, nineyi ilk gördüğünde âşık olmuş muydun?"

Hasan Bey gülmüştü.

"İlk gördüğümde yüzünü beğendim. Ama insan birini ilk gördüğünde bütün ömrünü onunla geçirmek isteyip istemediğini nasıl bilebilir? Ben onu yıllar geçtikçe tanıdım."

Fatma Hanım da araya girmişti:

"İlk zamanlar birbirimize alışmak kolay olmadı. Ama zor zamanlarda birbirimizi yarı yolda bırakmadık. Zamanla güven oluştu."

Bu sözler, Murat'ın zihninde yer etmişti. Ancak Hasan Bey'in kuşağındaki evliliklerle bugünün evliliklerini aynı ölçütlerle değerlendirmek de doğru değildi.

Geçmişte birçok toplumda evlilik, yalnızca iki kişinin duygusal birlikteliği olarak görülmüyordu. Ekonomik güvenlik, aileler arasındaki bağlar, çocuk sahibi olmak, toplumsal statü ve ortak üretim de evlilik kararlarında önemliydi. Tarım toplumlarında ev halkı aynı zamanda bir üretim birimiydi. İş bölümü, akrabalık ilişkileri ve ekonomik zorunluluklar, evliliğin günlük yapısını belirliyordu.

Elbette geçmişte de aşk evlilikleri, tutkulu ilişkiler ve büyük hayal kırıklıkları vardı. İnsanların duyguları bugünkünden farklı değildi. Değişen şey, evlilikten beklenenlerin ve insanların seçim olanaklarının zamanla dönüşmesiydi.

Modern toplumlarda bireysel tercih, romantik uyum, duygusal yakınlık ve kişisel gelişim evlilik beklentilerinde daha görünür hâle geldi. İnsanlar artık yalnızca birlikte bir hayat kurmayı değil, aynı zamanda birbirlerinin en yakın arkadaşı, sırdaşı ve duygusal destekçisi olmayı da isteyebiliyor.

Bu beklenti güzel ama beraberinde bir zorluk getiriyor: Bir kişiden hem güvenli bir hayat kurmasını hem bizi heyecanlandırmasını hem bizi anlamasını hem de zaman içinde değişen ihtiyaçlarımıza uyum sağlamasını bekliyoruz.

Böyle bir beklenti, evliliği zenginleştirebilir. Ancak hiçbir insan bütün ihtiyaçlarımızı her an karşılayamaz.

Hasan Bey ile Fatma Hanım'ın hikâyesi bize sevginin zamanla büyüyebileceğini gösteriyordu. Fakat bunun için yalnızca aynı evde yaşamak yeterli değildi. İki insanın birbirinin hayatına emek vermesi, birbirine güvenmesi ve değişime izin vermesi gerekiyordu.

Sizce geçmiş kuşakların evliliklerinde daha çok sabır mı vardı, yoksa ayrılmanın toplumsal ve ekonomik bedelleri daha mı yüksekti? Belki de iki durum bazı ailelerde aynı anda geçerliydi.

4. Bir Evlilik Krizi: Sevgi Bazen Neden Yetmiyor?

Murat ile Elif'in evliliğinin ikinci yılında beklenmedik bir gelişme yaşandı. Murat'ın çalıştığı şirket küçülmeye gitmiş ve Murat işini kaybetmişti.

O güne kadar evlerinin geleceğiyle ilgili hesapları yapan, tasarruflarını düzenleyen ve her şeyin kontrol altında olduğunu düşünmeye çalışan Murat, ilk kez planlarının işe yaramadığı bir durumla karşılaşmıştı.

İşsiz kaldığını Elif'e söylediği akşam, mutfakta uzun süre oturdu. Başını ellerinin arasına almıştı.

"Ne yapacağımı bilmiyorum," dedi.

Elif onun bu cümlesini daha önce pek duymamıştı. Murat genellikle sorunlarını anlattığında bile bir sonraki adımını düşünmüş olurdu.

Elif yanına oturdu.

"Birlikte düşünürüz. Şimdi bütün cevapları bulmak zorunda değilsin."

Murat başını kaldırdı.

"Ya kirayı ödeyemezsek? Ya aylarca iş bulamazsam? Sana verdiğim sözleri tutamazsam?"

Elif'in de korkuları vardı. Birikimleri sınırsız değildi. Kendi işi de her ay aynı geliri sağlamıyordu. Fakat Murat'ın yalnızca para kaygısı yaşamadığını fark etti. Kendini yetersiz hissetmekten, ailesini hayal kırıklığına uğratmaktan ve saygısını kaybetmekten korkuyordu.

Elif o akşam ona bütçe tablosu hazırlamadı. Hemen yeni iş ilanları aramadı. Yalnızca yanında oturdu, elini tuttu ve konuşmasına izin verdi.

Ertesi sabah ise roller başka bir biçimde değişti.

Murat kahvaltıdan sonra bir defter çıkardı. Aylık giderlerini sıraladı, gereksiz harcamaları belirledi, acil durum bütçesi hazırladı ve iş aramak için haftalık bir plan oluşturdu.

Elif de kendi bağlantılarını kullanarak Murat'a uygun iş fırsatlarını araştırdı. Fakat bunu yaparken onun yerine karar vermedi. Murat'ın hangi alanlarda çalışmak istediğini, hangi koşulları kabul edebileceğini ve kariyerinde neyi değiştirmek istediğini sordu.

İşte burada iki yaklaşım birbirini tamamladı.

Murat'ın plan yapması, Elif'in duygusal desteğinin yerini almıyordu. Elif'in anlayışı da ekonomik gerçekleri ortadan kaldırmıyordu. Biri belirsizliği yönetilebilir adımlara dönüştürmeye çalışırken diğeri bu belirsizliğin içinde birbirlerine yabancılaşmamalarını sağlıyordu.

Birkaç hafta sonra Murat bir iş görüşmesinden olumsuz sonuç aldı. Akşam eve geldiğinde öfkeliydi.

"Ne kadar uğraşsam da olmuyor," dedi.

Elif bu kez hemen teselli etmeye çalışmadı.

"Bugün gerçekten kötü hissettiğini görüyorum. Konuşmak ister misin, yoksa biraz yalnız kalıp sonra mı konuşalım?"

Murat bir süre düşündü.

"Önce biraz oturayım. Sonra anlatırım."

Bu küçük konuşma, evliliklerinde önemli bir değişimin başlangıcıydı. Artık birbirlerinin ihtiyaçlarını tahmin etmek yerine sormayı öğreniyorlardı.

Aylar sonra Murat yeni bir işe başladığında ilk maaşıyla Elif'e pahalı bir hediye almadı. Onun yerine bir akşam yemek hazırladı. Yemekten sonra mutfaktaki ışığı kapatıp balkona çıktılar.

Murat, "İşsiz kaldığım zamanlarda seni hayal kırıklığına uğrattığımı düşündüm," dedi.

Elif başını salladı.

"Ben de korktum. Ama senin değerini maaşınla ölçmüyorum."

Murat onun elini tuttu.

"Senin yanımda olduğunu bilmek bana güç verdi. Ama en çok da her şeyi hemen çözmek zorunda olmadığımı öğrenmek iyi geldi."

Elif gülümsedi.

"Ben de her şeyi konuşarak düzeltemeyeceğimi öğrendim. Bazen bir plan yapmak gerçekten rahatlatıyor."

O akşam ikisi de yeni bir şey anlamıştı: Sevgi, zorlukları ortadan kaldırma gücü olmayabilir ama zorlukların içinde birlikte hareket edebilme kapasitesini artırabilir.

5. Evlilikte Sevgi Artar mı, Yoksa İnsanlar Birbirine mi Alışır?

Bir süre sonra Elif'in yakın arkadaşı Derya, evliliklerinin beşinci yılını kutlayan çiftleri yemeğe çağırdı. Masada farklı evlilik hikâyeleri anlatıldı.

Bir çift, yıllar içinde birbirlerine daha çok bağlandıklarını söyledi. Başka biri, evliliğin ilk yıllarındaki heyecanın azaldığını ama yerini güvene bıraktığını anlattı. Bir başkası ise aynı evde yaşadıkları hâlde kendilerini birbirlerinden uzak hissettiklerini itiraf etti.

Sohbetin ortasında Derya şu soruyu sordu:

"Sizce sevginin artmasıyla birine alışmak arasında ne fark var?"

Murat hemen cevap vermek istedi ama durdu. Eskiden olsa aklına gelen ilk düşünceyi söylerdi. Bu kez Elif'e baktı.

"Sen ne düşünüyorsun?" diye sordu.

Elif bir süre düşündükten sonra konuştu:

"Birine alışmak, onun varlığını doğal kabul etmek olabilir. Sevginin artması ise onu tanımaya devam etmek. Mesela artık neye üzüldüğünü biliyorum ama bu, her zaman ne hissettiğini bildiğim anlamına gelmiyor."

Murat başını salladı.

"Bence de. Alışınca insan bazen karşısındakinin hep aynı kalacağını sanıyor. Oysa ben beş yıl önceki Murat değilim. Sen de beş yıl önceki Elif değilsin."

Gerçekten de zamanla insanların beklentileri, öncelikleri ve korkuları değişebilir. İş değişikliği, hastalık, ekonomik sıkıntılar, ebeveynlik, yaşlanma, kayıplar ve yeni sorumluluklar ilişkinin yapısını dönüştürebilir.
 
Üst